Bir senaryom vardı. Girişi belli, gelişmeden 10 ciltlik ansiklopedi çıkabilecek, sonu yazılmamış.
Aylarca sonunu yazmaya çalıştım. Yazdım da. Doğrusu yazdığımı sanıyordum. Bir gün ortadan bir sayfa okuyasım geldi. Baktım hikayenin sonunun gelişmeyle alakası yok. Gelişme böyleyse sonu yanlış yazılmıştı. Öyle olmalıydı. Sildim sonunu. Başka kahramanlar, aktörler sokuşturmaya çalıştım yakışmadı. Ortaya müdahale edeyim dedim, hayat müsaade etmedi. Senaryoyu tamamen yakmak istedim, kahramanlardan biri canlanıp – ateş olsan ne kadar yer yakabilirsin ki? dedi. – doğru dedim. Gücüm yetmedi. Sildim sonunu tekrar. Zaten yazıp silmekten iyice kömür karası oldu. Anladım ki sonu karanlıkta. Anladım ki sonu sonsuzda. Ya fezada ya toprakta. Öyle olmalıydı. Sinirlenip elimi sonsuzluğa soktum, parçalamak isterken elime bir parça kağıt kopup geldi.
-Anla! Senin elinde değil. Hiçbir zaman olmadı da. Meçhulsün işte, gayriihtiyari bir meçhul.
-Tamam. Dur! Nereye Gidiyorsun?